Mutfağa gittim, dolabı açtım, kola aldım, bardağa doldurdum, şişeyi kapatıp dolaba koydum, döndüm. Mesele şu ki kola gelmedi benimle. Meğer kendim almam lâzımmış, yoksa gelmezmiş. Nazlı kıymetli şey n’olucak! Bizim zamânımızda böyle miydi? Üfürürdük bi ıslık, kamyonet gelirdi kendi kendine, atlardık üstüne, “deh” bile demeden yolu yarılardı. Sırf inat olsun diye geçmezdim Deli Dumrulun köprüsünden, yetişemezdi arkamdan ki döve döve 40 akçe alsın. Kredi kartı da geçmezdi. Ne küfür ederdi ama! Hıncını alamayınca eline geçirdiğini fırlatırdı. Bi sefer kocaman Diyarbekir karpuzunu fırlattıydı, tuttum havada. Ona değdi buna değmedi demedim hepsini yedim. Kabukları da aklıma düştü mü. Ama bitti karpuz, nolucak şimdi?
Zâten karpuzun da mevsimi geçiyodu. Kuyuya ya dereye sallandırmak lâzım, yok. Buzdolabı var ama fişi nereye takacaksın? Sonra çok çalıştırdın mı dere buz bağlıyo. Şişliye de kurtlar inmiş. Nerden inmiş? Şişli zâten dağın başı. Derken dağda geyik avına çıkmışlar, çıkmışlar da avlayacak geyik bulamamışlar. Ben de bulamadım, hepsi hayat derdinde belli. Kendi kendime tegeyyük edeyim dedim böyle. Pilim de bitti işte.
Şarjlı pil olsa iyi. Onların kapasitesi daha yüksek, iyi dayanıyolar. Ama bizim zamânımızda 8 saatten aşağı dolmazlardı. Şimdi çabuk doluyolar ama benim kafa takılmış eskisine, sanki gene doldur doldur dolmaz, boşa koysan almaz, doluya koysan sakal bıyık. Kana Bıyık vardı bi de Omam Bıyık. 1990 Dünyâ Kupası, Kamerun takımı. Bi de Weah vardı. Allah bilir neydi isimleri aslında, biz sipikerlerin ittirdiğini yiyoduk nâçar. Televizyon tek tabanca TRT. Çeyrek finale kadar çıktılar, orda İngiltereye elendiler. Ne keyifliydi o vakitler bunları seyretmek. Tam moruğa bağladım ben de…
Düşündüm taşındım… B12 olsa etimizi sütümüzü eksik etmiyoruz. Gerçi sütüm biraz eksik ama normalmiş o da. Zâten erkek geyik süt vermezmiş. Yâni bende kusur yokmuş o bakımdan. Ama vermeyecek olsak da içmek lâzım. Pastörize sütle aram iyi değil, açık süt olacak, kaymaklı, bakterili, az su katışık. Var yoğurtçularda, gidip almalı. Bi güzel kaynatacaksın iki üç taşım, kısık ateşte. Sonra yumul kaymağına! Sâdesini de severim, kahvelisini de, karabiberlisini de, sıcağını da, soğuğunu da.
Yoğurt mayalarken dikkat etmek lâzm sıcaklığına tabi. Bi ince ayarı var doğru sıcaklığın, deneye deneye bulunacak o. Üç şey tâyin eder yoğurdu: Sütün sıcaklığı, mayanın miktârı, bekleme müddeti ve tabi şartları da. Bizim teyze hanım eskiden bütün yoğurdunu kendi yapardı evde. Nefis de yapardı ha! Şimdi bilmem nicedir. Yirmi sene var yakın değilim.
Öyle işte. Dedim mâdem B12 değil mesele, erken bunama da olamaz ya daha bu yaşta! İyi de niye olmasın? Yaşında bunasak erken denmez ki ona? Olsun, yediremiyoruz işte. Gayet mantıklı, ilmî, pozitif bir izah buldum sonunda: Kromozom çıkartıyorum! 40 yaş kromozomu! Erken biraz ama olsun. Kromozom çıkartırken de aynı diş çıkartır gibi komplikasyonlar oluyomuş, kromozom hekimi söyledi. Sırası gelmişken bunlar da amma nazlı havalı ha, kromozom hekimi! Eskiden kromozomcu derdik bunlara, sonra alınır oldular. Daha da eskiden, ben hatırlamam, anlatırlar, kromozomcu yokmuş köylerde, şehirlerde çok az bulunurmuş. Kromozom işlerine sütçüler bakarmış. Köy köy gezer, hem süt satar, hem kromozom çekerlermiş.